Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, söğüt dallarının dereye eğildiği yemyeşil bir ormanda küçük bir kedi yaşarmış. Yapraklardan kayık yapmayı, kozalak toplamayı ve arkadaşlarıyla oynamayı çok severmiş. Ancak son günlerde uzaktaki şeyleri seçmekte zorlanıyormuş. Bazen bir kelebeği yaprak sanıyor, bazen de arkadaşlarının el salladığını fark etmiyormuş.
Annesi bunu fark edince birlikte göz muayenesine gitmişler. Muayeneden sonra kedinin gözlük kullanması gerektiği anlaşılmış. Kedi, denediği çerçeveler arasından yeşil olanı seçmiş. Gözlüğünü takıp pencereden bakınca karşıdaki ağacın dalları belirginleşmiş. “Anne, şu dalda iki serçe var!” demiş. Annesi yanına yaklaşmış. Bir süre serçelerin daldan dala sıçrayışını izlemişler.
Eve dönerken kedinin sevinci yerini bir düşünceye bırakmış: Arkadaşları onu gözlükle görünce ne diyeceklermiş? Ertesi sabah aynanın karşısına geçmiş. Başını sağa çevirmiş, sola çevirmiş. Yeşil çerçeveyi beğeniyormuş ama yine de gözlüğünü çıkarıp kutusuna koymuş. Annesi yanına gelince, “Arkadaşlarım bana gülerse ne yaparım?” diye sormuş.

Annesi kedinin yanına oturmuş. “Görünüşündeki değişikliğe alışmak zaman alabilir.” demiş. Kedi gözlük kutusunu patileri arasında çevirmiş. Annesi sözünü sürdürmüş. “Arkadaşlarının ne söyleyeceğini henüz bilmiyoruz. Seni kaygılandıran şeyi onlara anlatabilirsin.” Kedi biraz düşünmüş. Sonra kutuyu çantasına yerleştirmiş. Gözlüğünü yanında götürmeye karar vermiş ama takmaya hâlâ çekiniyormuş.
Dere kıyısında tavşanla sincap onu bekliyormuş. O gün yaprak kayıkları yüzdüreceklermiş. Tavşan geniş yapraklar bulmuş, sincap ince dallar toplamış. Kedi de kayığına yelken yapmak için sarı bir yaprak aramış. Az ileride gördüğü sarı lekeye doğru yürümüş. Yaklaşınca onun yaprak değil, bir taş olduğunu anlamış. Durup çantasına bakmış.
Gözlük kutusunu çıkardığında sincap yanına gelmiş. “İçinde ne var?” diye sormuş. “Gözlüğüm.” demiş kedi. Tavşan da yaklaşınca kutuyu göğsüne çekmiş. Bir süre sustuktan sonra, “Uzağı daha iyi görmek için takmam gerekiyor. Ama beni gözlükle görünce güleceğinizden korktum.” diye eklemiş. Söyledikçe sesi biraz daha duyulur olmuş.
Tavşan elindeki yaprakları yere bırakmış. “Ben yalnızca gözlüğünü merak ettim.” demiş. Sincap da başını sallamış. “İstersen kutunu ben tutabilirim.” diye karşılık vermiş. Kedi kutuyu ona uzatmış, gözlüğünü takmış. Sonra arkadaşlarının yüzlerine bakmış. Tavşan, “Kayığına sarı yelken mi yapalım?” diye sormuş. Kedi derin bir nefes alıp gülümsemiş. “Evet, sarı olsun.”

Kedi, gözlüğünü takınca bütün gün yalnızca ondan söz edileceğini sanmış. Oysa arkadaşları kayıkları için yaprak seçmeye devam ediyormuş. Az ötede sarı bir yaprak görünce gidip almış. Birlikte kıyıya oturmuşlar. Kedi yelkenini yerleştirirken gözlüğü burnundan biraz aşağı kaymış. Onu düzeltip işine devam etmiş. Yeni gözlüğüne yavaş yavaş alışıyormuş.
Üç kayığı aynı anda suya bırakmışlar. Sincabınki küçük bir taşın çevresinde dönmüş, tavşanınki kıyıya yanaşmış. Kedinin kayığıysa söğüdün sarkan dallarına doğru ilerlemiş. Kedi sarı yelkeni gözden kaybolana kadar izlemiş. “Benimki dalların altından geçti!” demiş. Sonra üç arkadaş yeni kayıklar yapmak için kıyıdaki yaprakları toplamışlar.

Akşam eve geldiğinde annesi gününün nasıl geçtiğini sormuş. Kedi yanına oturmuş. “Başta gözlüğümü takamadım. Sonra arkadaşlarıma neden çekindiğimi anlattım.” demiş. Bir an durup gülümsemiş. “Sincap kutumu tuttu. Tavşan da kayığıma yelken seçti.” Annesi onu dinlerken kedi gözlüğünü dikkatle çıkarmış. Kutusunu çantasına saklamak yerine yatağının yanındaki rafa koymuş.
O gece küçük kedi, suyun üzerinde ilerleyen sarı yelkeni düşünerek uykuya dalmış. Sabah olduğunda arkadaşlarıyla yine buluşacakmış. Gözlük kutusu rafta onu bekliyormuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri kaygısını anlatan küçük kediye, biri arkadaşına yer açan iyi yüreklilere, biri de bu masalı dinleyen çocuklara.





